Türkiye’de son dönemde bazı markalara karşı başlatılan “boykot” tartışmaları küçümsenecek bir mesele değil. Çünkü mesele sadece bir kola, bir cips ya da bir telefon markasından ibaret değil. Mesele, bizim düşmanımız olan bir zihniyete para kazandırıp kazandırmadığımızdır.
Bugün İsrail menşeli ürünleri almak, sadece bir tüketim tercihi değil; onların savunma sanayisine destek vermek demektir. Çünkü bu şirketlerin elde ettiği kârlar doğrudan kendi devletlerine, oradan da silah, mühimmat ve füze üretimine akıyor. Yani senin cebinden çıkan her kuruş, bir gün karşına dikilecek bir kurşuna, bir uçağa, bir drone’a dönüşüyor.
“Bir şey olmaz” Mantığı Yanlış
Sokaktaki birçok insan, “Ben almazsam başkası alır, ne fark eder?” diyor. İşte en büyük yanılgı burada. Düşmanına en küçük katkı bile aslında gelecekte kendi toprağında, kendi çocuklarının güvenliğinde büyük bir kayıp olarak geri döner. Bugün aldığın bir şampuan, bir çikolata ya da bir elektronik cihaz, yarın sınırlarımızı tehdit eden bir roketin parçası olabilir.
Boykot Bir Tepki Değil, Bir Duruştur
Bu mesele sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki ve milli bir duruştur. Düşmanını güçlendirmek yerine, kendi yerli markanı tercih etmek, kendi üreticini desteklemek, kendi ülkenin savunmasına katkı sağlamaktır. İsrail ürünleriyle kurulan her ticari bağ, yarın bizim karşı karşıya geleceğimiz tehdidin finansmanıdır.
Gelecek Kaçınılmaz
Unutmayalım: Tarih boyunca düşmanlarımızla bir gün mutlaka yüz yüze geldik. Bu coğrafya, dostlukların değil çıkarların konuştuğu bir coğrafyadır. Bugün bize tebessüm edenlerin yarın nasıl silaha sarıldığını defalarca gördük. Dolayısıyla mesele sadece “boykot” değil, yarınki savaşın finansmanına ortak olup olmadığımız meselesidir.
Bu mesele sadece bugünün ticaret alışkanlıkları değil; yarının vatan meselesidir. İsrail’in hayalini kurduğu şey sadece bir ürün satmak değil, “vaadedilmiş topraklar” dedikleri haritayı gerçeğe çevirmektir. Onların hedefi Fırat’tan Nil’e kadar uzanan geniş bir coğrafyayı ele geçirmek. O coğrafyanın içinde de Türkiye’nin toprağı, Anadolu’nun kalbi var. Biz onların ürünlerini aldıkça, aslında o hayale taş üstüne taş koyuyoruz. Yani mesele açık: Ya kendi ülkemizi güçlendiririz, ya da düşmanımızın haritasında kendi vatanımızı kaybederiz.
Kendi düşmanımızı beslemeyi bırakmadıkça, ne ekonomide, ne siyasette, ne de güvenlikte güçlü olamayız. Onların markalarına vereceğimiz her kuruş, bizim geleceğimizden çalınmış bir güvenliktir.
Kısacası: Kendi düşmanına para kazandırmak, kendi toprağına ihanet etmektir.

